9 Gün 3200 Kilometre Balkanlar 2

Dikran Dülgeryan
15 Temmuz 2015 Çarşamba

 

 

9 GÜN 3200 Km. BALKANLAR Turumuzun ikinci bölümünde Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan ve Bosna Hersek ile ilgili fotoğraf ve kısa notlar paylaşmak istiyorum sizlerle.


Arnavutluk
bu turda en merak ettiğim yerlerin başında geliyordu ama en zayıf halka da bence o oldu. Kısa bir süre kaldık. Gezdiğimiz ülkeler içinde ekonomik olarak en yoksul ülkeydi diyebilirim. Ancak doğal kaynaklarının fazlalığı, madenlerdeki zenginliği ile Arnavutluk’un çok da uzun olmayan bir sürede Balkanların sayılı ülkelerinden olma ihtimali uzak değil. Enver Hoca yönetiminde geçirilen mücadele dolu yıllardan sonra bugün yeniden inşa ve toparlanma dönemini yaşayan Arnavutluk yine de bakir ve çok da bozulmamış doğası ile Balkanların en ilginç ülkesidir.

 

Tiran’da Gaziantepli Kebapçıda (evet yanlış okumadınız ben mesela Urfa kebap yedim) yenen öğle yemeğinden sonra son yıllarda Rus oligarkların parasal saldırısına uğrayan Karadağ’a doğru yola çıktık. Zengin Ruslar tarafından adeta istila edilen Karadağ’da emlak fiyatlarının geldiği nokta gerçekten de inanılmazdı. Yeni evlenecek gençlerin ev bulmada yaşadığı zorlukları ve Karadağlıların tembelliği ile ilgili fıkraları arka arkaya anlatan rehberimiz Sertel Kerim yüzünden yolun nasıl geçtiğini anlamadık bile. Kısa bir fıkra anlatıp kulaklarını çınlatmak isterim, Saat 12:30 radyo spikeri oldukça heyecanlı ve dinamik bir sesle anonsunu yapıyor. Karadağ halkının çalışkan insanları hepinize günaydın, şimdi çalışmak zamanıdır.

Şimdi Karadağ’ın en ilginç yerleşim yerlerinden biri olan BUDVA’dayız. 2500 yıllık bir geçmişe sahip bu şehir Adriyatik kıyısının en eski yerleşim yerlerinden biri ve nüfusu 10.000. Aynı zamanda ülkenin en önemli turizm merkezidir.

Ve sırada hayran kaldığım KOTOR, minik Dubrovnik demek de mümkün aslında. Sarp kayalık dağların eteğinde kurulmuş etrafı surlarla çevrili adeta zamanın durduğu bir şehir. 13500 kişilik bir nüfusa sahip ve gerçekten görülmesi gereken bir yer. UNESCO Dünya Mirası Listesindedir ve tam bir liman şehridir.

Arka arkaya kale şehirler gezerken bence bunların en iyi korunanlarından olan ve ikinci kez gittiğim Dubrovnik beni tekrar büyüledi. Bu kez Dubrovnik gecesi de yaşadık ve şehrin içinde yine NOKTA TUR farkı ile müzik eşliğinde çok güzel bir deniz mahsulleri ziyafeti çektik kendimize. Restaurant sahibinin bize rakı ikram etmesi keyfimizi daha da artırdı diyebilirim. Gitarı ile romantik Hırvat melodileri söyleyen müzisyen ve akşam karanlığında aydınlatma ile nerdeyse bal rengi alan binaların manzarası gerçekten çok farklıydı ve tavsiyem mutlaka Dubrovnik’te bir akşam yemeği yiyin. 50.000’e yaklaşan nüfusu ile Dubrovnik gerçekten görülecek bir ortaçağ şehridir. 1991 yılındaki savaş nedeniyle önemli ölçüde zarar gören Dubrovnik, 2005 yılı itibariyle UNESCO’nun katkılarıyla eski görünümünü kazanmıştır.

 

Geceleme için Trebinje’deyiz. Ve sabahın ilk ışıklarında bu şehir bana muhteşem yansıma fotoğrafı ile merhaba diyor adeta. Fotoğrafçı şansımın yanımda olduğunu anlıyorum ve sabah kahvaltısından sonra Türk Köyü diye anılan Poçitel’e yolculuğumuz başlıyor. Mimarisi ile tipik bir Balkan Türk köyündeyiz, köyün kadınları kendi el emeklerini sergiliyorlar ve yetiştirdikleri organik meyveleri külah şeklini verdikleri kese kağıtlarında satıyorlar… Şahane çilekler yiyoruz. Pazarlık yapılmasından rahatsız oluyorlar oldukça gururlular ve kendi kendilerine yetmenin onurunu yaşıyorlar. Güzel demli çaylar ve Türk kahvelerini içip Bosna Hersek’in acılarla dolu şehri Mostar’a doğru yola koyuluyoruz.

 

Hersek bölgesinin bu en büyük şehrinde ünlü Mostar Köprüsü ilk gezilecek yer. En güzel görüntünün alındığı cami bahçesi artık para ile girilen yer olmuş, sinirlenip çıkıyorum dini ibadethanelerin böyle akçeli işlere bulaştırılmasından hep rahatsız olmuşumdur. Neyse ki, bir önceki turdan tam da oradan çektiğim oldukça güzel bir fotoğrafım var. Uzaktan çekiyorum köprüyü sol altta DON’T FORGET yazıyor. Unutmamak lazım ama bir an evvelde unutmak lazım. Bu cümlemde bir çelişki yok öyle görünse de yok. Yoksa bu topraklarda hesaplaşmalar, paylaşımlar, intikamlar, çıkar çatışmaları hiç bitmeyecek.

 

Ve bu bölümün son şehri başkent Saraybosna

Hala duvarlarında şarapnel izlerinin durduğu bu şehir bende hep bir hüzün hissi yaratmıştır. Günlerce yanan Viyeçnitsa Kütüphanesi’nin önünden geçiyoruz; 2 milyon evet yanlış okumadınız 2 milyon eserin yandığı bu kütüphane Bosna’nın Hafızası olarak biliniyordu. 20 yıla yakın bir süre onarım altında kalan bu kütüphane şimdi tekrar 120 yıllık görevine dönmüş gözüküyor.

Saraybosna tarihte barındırdığı dini çeşitlilikle bilinir. Müslümanlık, Ortodoksluk, Musevilik ve Katoliklik bu şehirde yüzyıllar boyunca birlikte yaşamıştır. Ve bu nedenle Saraybosna Avrupa’nın Kudüs’ü olarak kabul edilir. Eski meydanda topluca çekilen fotoğraf ile anı kayıt altına alıyoruz.

Turun son duraklarından Belgrad, Sofya ve Plovdiv için dinlenmeye çekilmenin şimdi zamanıdır.

 

About the author

LUYS_Admin

Luys Magazin Gazetesi Ana Hesabıdır.