Hayko Çepkin Röpörtaj

Hayko Çepkin  Röpörtajı

 


Röportaj: Sarven muradyan

Fotoğraflar: H. Arto Davulciyan

Sanat Editörü: Meri Kuran

 

 

Müzik dünyamızın Don Kişot’u Hayko Cepkin

 

“Projeler üretiyorum, deli deli konuşma, saçmalama, olmaz diyorlar” sonra …

 

Türk Rock müziğinde taşları yerinden oynatan ismi Hayko Cepkin… Kimisi için agresif ve bir o kadar sert bir müzik ortaya koyuyor olsa da, aslında Rock müzikte tartışmasız tek isim… Her ne kadar sıradışı görünüyor olsa da özünde bir o kadar sıcak, samimi ve içten… Bazıları Tanrı vergisi yeteneğe sahip ve özel insanlardır… İşte Hayko Cepkin müzisyen ruhuyla ifade ettiği duygularında, ne kadar özel bir yeteneğe sahip olduğunu, yarattığı kült eserlerle sanatseverleri besliyor aslında. Uzun lafın kısası dövmeleri, şarkı sözleri, extreme sporlara düşkünlüğü, her albümüyle yenilenen imajı sıradışı gibi dursa aslında bir o kadar sahici biri Hayko Cepkin… İşte o sahici insanla sizler için Ege’nin incisi İzmir Selçuk’ta bir araya geldik. Röportajın gerçekleşeceği gün ekip arkadaşlarımdan Meri Kuran ve Arto Davulciyan’la havaalanında bir araya geldiğimizde Hayko Cepkin’le yapacağımız bu özel röportajın detaylarını konuşurken aslında ne kadar heyecanlı olduğumuzu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Ne de olsa hayranı olduğumuz ve bir o kadar da iftihar ettiğimiz bir isimle sohbet etme imkanı bulacaktık. İstanbul’dan Selçuk’a kat ettiğimiz yol ve Hayko Cepkin’le gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbet her kilometresine değdi. Dilerseniz bu özel röportaja birlikte göz atalım.

 

– Okul hayatından başlayalım. Getronagan’ı ve Mimar Sinan’ı biliyorum ama ilkokulu bilmiyorum biraz bahseder misin?

-İlkokul Feriköy Merametçiyan’da başladı, beşinci sınıfa kadar orada okudum. İyi ve çalışkan bir öğrenciden yaramaz bir öğrenciye doğru geçiş yaptım. Sonra ortaokul için Getronagan’a geçtim, liseye de burada devam ettim. İlk üç sene 24 kişi erkek sınıfı olarak okuduk. Daha sonra kızlı erkekli karışma kararı alınınca hem kızlar hem de yeni erkekler eklendi ve 48 kişide 40 erkek 8 dişi olarak zorlu bir sınıf ortamı yarattık. Onun dışında üniversite hayatına koşturmaya başladım. Konservatuar istedim. Tiyatro üzerine çalışıyordum. İşte gözümden dolayı mimik eksikliği olur diye, sınavdaki tiyatro hocaları dediler ki boşu boşuna hiç sınava girmesin bu çocuk hiç gerek yok kazanamaz, mimik eksikliği olur başaramaz dediler, peki dedik biz de kaldığımız yoldan müzikal manada devam ettik. Zaten tiyatro hocalarım hep diyordu müzik kulağın var müzik bilgin var neden müzikal düşünmüyorsun. Benim de hiç aklımda yoktu. Oradan müzikale biraz yönlenip zaman içinde konservatuar kovalamaya başladım ve Mimar Sinan için sınavlara devamlı girmeye başladım. Kolay değil oraya bir kereden girmek. Finallere kadar gelip terkedildik böyle böyle işte iki sene sonra opera şan eğitimi almaya başladım. Ama yarım bırakmak durumunda kaldım. Devam etmek istemedim çünkü gelecek olarak pek bir şey görmedim. Oradan da Timur Selçuk’un konservatuarı Çağdaş Müzik Merkezi’ne gittim. Ondan da Türk Müziği üzerine eğitim aldım ama aynı zamanda opera şan eğitimim de devam etti. Solfej armoniyi geliştirdim. İki sene sonra da Akademi İstanbul’da piyano eğitimine gittim bir sene. Sonra da artık piyasada çalmaya başladım.

– Bir de Kilise Korosu geçmişin var…

– Kilise korosu okul döneminden başlıyor ve 9 sene boyunca gidip Gomidas’ın müziğini öğrenme şansım oldu. Zaten oradaki dört sesli müziği, kilise boşken provalarda yapılan o reverb’e falan baktığın zaman klasik batı müziğine eğilmemin sebeplerinden biri de budur.

– Sinema filmin var bildiğim kadarıyla…

– Onur Ünlü ile yaptığım bir çocuk filmi var, öyle bir enstantane oldu hayatımda.

– Beşiktaş desem, koyu bir Beşiktaşlı olduğunu biliyorum. Tribünlerde de görüyoruz seni devamlı…

– 1993-1997 yılları arasında İnönü Stadı’nda önce açık tribününden başlayıp kapalıya transfer olduğum bir davulculuk yıllarım var. Fanatik bir taraftardım. Zaman içerisinde kendi halimi gözlemleyip yumuşadım, yavaşladım, sakinledim. Kuzenimin amcası vesilesi ile maçlara giriyorduk. Tabii onun yanında efendi efendi oturuyorduk. Maç seyretmek durumunda kaldık ve bir şeyi fark ettim. Ben davul çaldığım zaman hiç maç izleyemiyordum. Maç izlemek güzelmiş onu fark ettim. Stadın ışıklarının yandığı zaman çimlerin üzerine beyaz bir ışık vuruyor onu fark ettim, maçı takip ediyorsun onu fark ettim, zevkli geldi. Sonra etrafında hala arkadaşlarının demirleri kemirdiğini, balkonlardan aşağıya atladıklarını gördüm. Bunları biz de yapıyorduk dedim ve böylelikle maç seyreden adama dönüştüm.

– Beşiktaş demişken Çarşı ve ardından Gezi geliyor. Gezi’de de bayağı faaliyetteydin.

– Orada bulundum ilk günden itibaren. Türkiye’de bugüne kadar yapılmış bir halk ayaklanmasının, isyanının en samimi hali gezi parkı hikâyesiydi. Bu devran elbette ki gelecek, aynı şekilde devam etmez yıllar boyunca. Türkiye için söylenebilecek en güzel, en yaratıcı, en mizah dolu, en akıl dolu halk isyanı, yeter artık dediği en başarılı ayaklanmaydı.

– Bildiğim kadarıyla şu an devam eden Bebelere Balon projen var. Nereden geldi aklına böyle bir düşünce?

– 19 senedir bu piyasanın içindeyim, on senedir albümlüyüm, on senedir albüm yapmış seyircisini bir yaştan aldım bir yaşa getirdim. Bunun içerisinde on iki yaşında da seven vardı yirmi yaşında seven vardı. 20’ler 30 yaşında oldu, üniversiteye girdiler, kimisi bitirdi kimisi bitiremedi, kimisi evlendi kimisinin çocuğu oldu falan oldu filan oldu ve büyüdüler. Seyircide bizim gözlemlediğimiz bir rütbe durumu vardır. En önde en gençleri, en çılgınları ve en kudurmak isteyen, en yakın olmak isteyenler. Onun bir arka kademesinde onlarla çok samimi olmayıp onları biraz daha küçük görüp arkada kudurmak isteyenler. Onun bir arka kademesinde zamanında en önde biz vardık, artık biz buradayızcılar onun etrafında merak edenler ve gerçekten çok sevip ve uzaktan dinlemek için duranlar. Bunlar hep yaş kademeleri aslında. Bizimkiler ortadan arkaya doğru gitmeye başladılar, taze bir kan yenileme dönemine girilmesi gerekiyor. Bunu kliple, televizyonda görünerek yapabilirsin ama canlı canlı da seyretme imkânı vermek çok daha etkileyici ve enerjik bir yöntem. Hele ki günümüzde onu da bitirmeye çalışıyorlar. Artık konser alanları, konserlere girişler, şartlar falan düşündüğün zaman bunların ayağının kesilmesi sağlanmaya çalışılıyor. Özellikle dijital platformlarda, gsm operatörü ya da başka bir sponsor marka isimi ile konserini evinden yapanlar, konser görüntüsünü internetten yayınlayanlarla bu işi iyiden iyiye tam sosyal en sosyalleştiğin kalabalık olarak ten tene değdiğin, birlikte dans ettiğin insanları iyice asosyalleştirip, evde açarım bilgisayarımı oradan izlerime sürüklediğin bir matematik söz konusu. O matematiğe karşı ben o gençleri Bebelere Balon konsepti ile terletmek istedim. Yaş itibari ile legal bir duruma sokup, bunun da izni hemen alındı zaten olumlu bakıldı. Konser de çok başarılı geçti yeni bir kuşağa daha seslendik.

– Belki yaptığın bu proje diğer sanatçılara da örnek olur ve yeni bir trend yaratırsın…

– Valla genelde biz bir şey yaparız, sonra o yapılır. Biz yapana kadar deli deli konuşma, saçmalama oğlum gerek yok böyle bir şey yapmaya diye düşünülen şey iyi bir tepki alınca herkes ucundan tatmaya başlıyor. Aslında biz bu piyasanın Don Kişot’uyuz. Kendimize göre bir proje üretip yapıyoruz. Olmaz deniliyor ama ne projeler yaptım, bu proje de ana habere kadar çıktı mesela.

– Bir dönem TRT’de yayınlanan ve herkes tarafından büyük beğeni kazanan bir çalışman oldu… Gerçekten çok başarılıydı… Senden dinlemek isterim nasıl gerçekleşti?

– Ben müzisyenim, müzik ayırt etmek benim lüksümde yok. Ama o da yine Onur Ünlü ’nün. Ramazan ayında yayınlanan hep aynı klişe görüntüler vardır ya güneş batar, ay çıkar, çiçek açar. Yaptıkları bir toplantıda demişler ki artık yeter hep aynı şeyleri yayınlıyoruz, yenilikçi bir şey yapamaz mıyız diye. Onur Ünlü de böyle bir teklif yapmış, demiş ki böyle yayınlanan ilahi nefes bazındaki şeyleri yapabilirsek böyle yenilikçi olur. Eğer güzel olursa da kalıcı olur. Onur beni aradı, böyle bir şeyde bulunmak ister misin dedi. Güzel ama dilime yakışır ve söyleminde benim söylememe uygun olabilecek sözlü bir şey seçmeyi tercih ederim dedim. Yayınlanmasını düşündüğünüz muhakkak ilahileri, nefesleri falan bana liste olarak verin ben üzerinde çalışayım dedim. “Demedim mi” dil olarak da çok uygun düşündüğüm bir Alevi nefesi aslında. Onun için ben onu yaparken çok yabancı bir şey olarak görmedim. Sonuç itibariyle de çok da kalıcı olmuş ki kaç sene oldu yayınlanıyor hala. Ramazan sinyal müziği gibi bir şey oldu. Her şeyin evrensel olduğunu anlatmak adına yapılan bir çalışma.

– Farklı müzikler yapmayı düşünüyor musun?

– Benim müziğimde zaten altı farklı müzik var. Rock tabanlı, arabesk ve türkü formunda vokal kullanıyorum. Onun dışında gotik ilk ve üçüncü albümümde de var. Gotik armoniler çok kullandım, barok geçişler çok var. Aslında klasik, elektronik, rock ve arabesk, türkü bunların hepsi birbiri içerisine karışmış bir pozisyonda. Aslında aldığım eğitimlerin bir çeşit karmasını yaşıyorum yaptığım müzikte. Türünün de ne olduğu belirgin değil onun için de türü bozuk diyoruz biz ona.

– Biraz da albümlerinden bahsedersek, okuyucularımıza hatırlatmak istersek, kaç albümün var? Örneğin ilk albümünün hikâyesi benim adıma çok enteresan ve de gurur verici… Biraz anlatır mısın?

– Dört albüm oldu. İlk albümümü, aslında bütün albümlerimi evde kaydettim. Ama ilk albümümüm ful evde kaydedildi. Berbat bir mikrofon, çok yeterli olmayan bir bilgisayar, hiçbir şekilde yalıtımı olmayan bir oda, apartman boşluğuna bakan bir oda, camı açtığınızda bütün şarkılarınınız apartmanın dinlediği bir oda onun için çok bağıra çağıra bir şey yapamadığınız bir durum. Ama o öyle samimi bir kayıt olarak bulundu ki mesela şirketimiz EMI olarak, Hakan Kurşun o zaman müdürümüzdü, bu şekilde basılması gerektiğini ve bir sürü stüdyoda yapılmış olan albümlerden daha iyi olduğunu söyledi. Oysa ki, o benim için bir demo maiyetindeydi. “Görmüyorsun”da nezleydim. “Son Kez”de masa altındayım yani her bir numara var orada. Albüm çıktığı zaman üst komşumuz şey dedi “abi albüm aynı şarkılar” e dedim bunlar çıksın diye çalışıyordum. Yani o, o kadar çalışıp albümde farklı bir şey duyacağını düşündü herhalde. Sonra ilk albüm başarıyla geçince ikinci albüm için biraz gaza gelip adam gibi bir stüdyo kaydı yapalım dedik. Mesela davulu stüdyoda kaydettim, vokalimi stüdyoda yaptım mı yapmadım mı hatırlamıyorum, gitarı evde kaydettik bir tek davulu stüdyoda kaydettik mesela hoşuma gitmedi. Onun için ondan sonra yine hep evimde sabit davulum vardır kendim kaydederim. Bin kat daha iyi çıkıyor bir stüdyoda kırk saat uğraştıkları şeyden daha iyi çıkıyor. Bu albümlerin yüzde doksanı ev kaydıdır. Çünkü ev samimiyeti getirir, ev sıkıntıya gelmez, her müzisyenin, enstrümantistin bir günü vardır, o günü bulmak lazım. Ben her gün vokal yapabilirim diye bir kaide yok. O gün hiç günümde değilsem hiç güzel yapamam. Ama bir gün çok yaratıcı olurum başka bir şey yaratırım, bunun için ev en muhteşem yerdir.

– Kuşadası’na yerleşme fikri nasıl oluştu? Hikayesini biraz anlatır mısın?

– Şu an bulunduğumuz yer Selçuk. Yaklaşık beş senedir Türk Hava Kurumu’nun paraşütçüsü olarak geliyorum. Bizim atlayış merkezimiz burada. Buraya her yaz geliyorum çünkü yazları konser yapmam ben, müziğim yazlık bir müzik türü değil. Bu yüzden de haddimi bilirim ve sırf para kazanmak uğruna kariyer ya da imaj zedeleyici bir işin içine girmem. Bu sebeple de kenidmi yazın daha fazla spor aktivitelerine ve düşünmeye bırakırım. Çünkü gideceğim yolu madem kendim çiziyorsam, kariyerimi planlamam gerekir. Bunun için de sakince düşünmeye vakit ayırman gerekir. Kendinle kalman gerekiyor bunun için. Baktım yazları zaten buradayım, bir tek kışları İstanbul’da kalıyorum bu da süper sıkıntılı geçiyor. İstanbul sıkıcı. Kışın burada yapıp yapamayacağımı düşünüp, tasarlayıp bir ay içerisinde karar verip tası tarağı toplayıp buraya geldim. O kadar kısa sürdü. Burayı seviyorum. Şu an Kuşadası’ndayım. Kuşadası buraya 15 km. Esasen buraya yerleşmeye çalışıyorum. Bağ bahçe üzerinde bir ortama yerleşmek istiyorum. Apartman, bina, daire, kat falan bir şey değil. Küçük bir müstakil ev kâfi. Taş satın almam, toprak alırım her zaman. Dediğim gibi bu toprağa basmak bambaşka bir şey. En azından etrafında koşuşan hayvanlar, ortam yeşil, çiçeği, böceği falan mental olarak seni rahatlatıyor. Zaten hayatımız kaos, içine giriyoruz döndüğümüz yer biraz sakin olsun, amaç bu.

– Müzik, paraşütçülük dışında gözüme dövmelerin çarpıyor, nasıl başladın? Nasıl karar verdin?

– On sekiz yaşında kendime doğum günü hediyesi olarak başladım. Önce küçük bir kargamı yaptım, karga çok severim ondan sonra da ustamın yanında da, Ruhsel’in, (Ruhsel Donbalak) dört sene çalıştım. Hayatımın en güzel ve en çok şey öğrendiğim dönemi olduğunu söyleyebilirim. Dövmeleri özel olarak bir anlam taşısın diye anlamlaştırmam, sevdiğim figür, üzerimde taşımak istediğim bir şey olması yeterlidir. Dövme kültürü öyle bir şeydir. Dövmelerimi şöyle değerlendiriyorum, ustamın bana diktiği en güzel gömlek.

– Cemaatimizle ilgili görüşlerin neler? Bunu gerçekten çok merak ediyorum…

– Kilise döneminden sonra uzaklaştım. Düşünsene altmış kişiye yaklaşmış bir koromuz vardı şimdi kimse yok. Bence düşünmeleri gereken bir skandal durumudur bu. Sonra dernekte denedik, bu gençlerin buraya gelmesi için çeşitli faaliyetler düzenlemek gerekiyor. Uyduruktan piknikler işe pek yaramaz. Kırgınız, kızgınız başaramadıkları için. Kiliseye gittiğimizde genç çocukları göremiyoruz. Kültürünü, müziğini, Gomidas’ı, tınısını herkesin bilmesi, öğrenmesi gerekir. Bunu o nesile iyi aşılamadığınız sürece aşılanmamış bir ağaç gibi olur çürür gider.

– Senin için ünlü olmanın getirdikleri ve götürdükleri neler? Hele senin gibi sevilen bir sanatçı olarak

– Bu bir artıdır. Ünlü olup da sevilmeyedebilirsin. Büyük bela yani gidecek yerin olmaz. Sevilerek ünlü olmak bu işin en güzel yanı. Ünlü olmak bana çok özel gelmez. Kişiye özel gelmiyor, karşısındakine özel kılıyor. Ben ünlü oldum sen çok değiştin deriz biz mesela, albüm çıkarttın çok değiştin derler mesela. Ben ünlü oldum siz çok değiştiniz. Yani etrafınız çok değişiyor. Kırk yıllık arkadaşın bir bakıyorsun ünlü biriyle devamlı dolaştığından dolayı yürüyüşü değişebiliyor yani. Ama bir bakıyorsun ki o adam doğru adam değilmiş.

-Son olarak, sosyal medya ünlüler tarafından çok kullanılan bir ortam. Sen ne sıklıkla kullanıyorsun?

– İnstagram çok kullanmıyorum onu daha çok küçük videolar için kullanıyorum. Genel olarak twitter kullanıcısıyım, onu yoğun olarak kullanıyorum sosyal medyayı da zamanında şunun için açtım; kendi kişisel cevap verebileceğim bir ortam oldu benim için. Bugün bizer için söylenebilecek milyon tane şey var, mesela dolandırıcılık meseleleri çok vardır. Mesela afişlerini asarlar geliyor geliyor diye sonra da gelmedi, sevmedi diye sana sallarlar. Bu yüzden de insanları bilinçlendirmek için her şeyi paylaşıyorum. İnsanlara birebir ulaşabiliyorum, yardım edebiliyorum bundan dolayı kullanıyorum.

 

– Sevgili Hayko Cepkin bize zaman ayırdığın için, bu güzel ortamda ağırladın için ve bu keyifli sohbetin için teşşekür ediyoruz.

 

Paraşüt yüzde birlik hatada adamı öldürür

araşütçülüğü 2000 yılında yapmaya karar verdim aslında. O dönem bir stüdyo işi bana yüklendi, stüdyoda kalmak durumunda kaldım. Stüdyodaki herkes gitti, herkes atladı. Tabi bu ilk atlama eğitmenle beraber yaptığı atlama ama tadına bakmış oldular. Kimisi devam etti kimisi yarım bıraktı. Ama ben hiç yapamadım. İşte 2010 yılında bizim devamlı konserlerimize gelen genç bir fanımız meğer buradaki okulumuzun o dönemdeki müdürünün oğluymuş. Onun üç senelik ısrarı üzerine dayanamayıp Foça konserine tek başıma motorla gitmiştim tamam dedim buradan dönüşte uğrayacağım. Geldim, bağladılar beni hocaya takla tombalak attılar 4000 metreden. Çok beğendim, çok korktum ama eğitimini alacağım dedim. Bu sefer başaracağım bu eğitimi, haftaya geleceğim dedim. Burada genelde atlayışı yaptıktan hemen sonra insanların ilk dediği şey bunu ben de yapacağımdır. Çünkü acayip bir şey. Algı, ben ne yaptıma gelir yani. Vazgeçme oranı çok olur. Ben vazgeçmedim direk geldim bir hafta sonra üzerime bahse giren arkadaşlarımın bahislerini patlattım. Hayatta gelmez diyenler kaybetti. Geldim burada bir hafta boyunca yer eğitimi alıyorsunuz ilk iki gün yer eğitiminiz var sonra sınava giriyorsunuz sınavdan yüz almak zorundasınız çünkü doksan dokuz alamazsınız, 99 havada yapacağınız yüzde birlik bir hatayı gösterir. Yüzde birlik bir hata da adamı öldürür. Onun için yüz alacağınız sınavlara girersiniz. Tekrar hocayla yaptığınız o atlamayı bu sefer daha bilinçli olarak yapmaya başlarsınız. Sonra sizi havada tutmaya başlarlar, bunu çocuğunuza suda yüzmeyi öğretmeye benzetirim. Hafif hafif bırakırsın ya o şekilde havada seni de öyle tutarlar ve ikinci, üçüncü, dördüncü atlayışta ufak ufak bırakırlar. Sen de böyle yeni doğmuş bir tay gibi titremeye başlarsın tek başına. Benim dördüncü atlayışımda beni tek bıraktılar hızlı bir öğrenciliğim oldu yani. Dördüncü atlayışta tek gidebilirsin dediler. Gazladım ondan sonra o dönem yani. Atlamak hiç problem değil esasen paraşütü kullanmak, rüzgârı hesaplamak, nereden nasıl geliyor çünkü yukarıdan baktığınız zaman bu kocaman alan küçücük bir şeye dönüşüyor. Bir hedef var oraya inmeniz lazım. Bunun için de telsizle hocamız aşağıdan komut verir sağ yap, sol yap dön der. Makineyi ne zaman kullanmayı öğrendiğinize kanaat verir telsizi de çıkart der.

– Bunun bir yarışı var mı?

– Her sene Eylül ayında şampiyonamız var bizim, bir hedef atlayışı yarışmamız vardır onun üzerine gelip inmeniz gerekir. Dart oyunu gibi düşünün diğeri de formasyon dediğimiz bir yarışma türüdür. Çeşitli sayılarda olabilir ama mesela dörtlü, ikili. Dörtlü yapıldığında, dört kişi çıkış pozisyonunda tutuşarak başlar. Formasyonun ön gördüğü hareketleri yapar. Kaç tane hareket yaparsan ona göre puan alırsın. Mesela ben onda başarılı değilim, hedef atlamada başarılıyım. Şapkanı koy gelir ezerim, bu kadar iddialıyım. Bunun için de büyük bir festivalde bir gün korkmayan bir festival yöneticisi ile bu işi yapacağım. Dünyada tek paraşütçü olup da festival alanına gerçekten havadan inen ilk adam olacağım, şu andaki yeni hedefim bu.

 

 

 

Ermenisin, Yahudisin derken ‘made in japan’

Can Bonomo ile ilginç bir hikâyen var, İlluminati. Bu hikayeyi hazır bir araya gelmişken okuyucalarımız için de anlatır mısın?

– Benim her yaz çektiğim extreme programlarımdan bir tanesine konuk olarak Can Bonomo geldi. Ama her konuk olarak gelen kaldı burada, çok sevdiler. En son yirmi beş kişiydik burada, gelen kaldı, gelen kaldı tabii biz kampta kalıyorduk burada. Kaldığımız kampta ışık sorunu vardı, biraz problemli bir yerdi. Böyle devamlı Can’la, sen Ermeni’sin, sen Yahudi’sin propagandasını yapıyorsun? Yok sen yapıyorsun diye. Bunu şeyden dolayı yapıyoruz, internette şarkıyı tersten dinledim bakın ne diyor geyikleri, subliminal mesajlar falan filan büyük makara dönüyor. Tabii o makarayı biz de kendi içimizde döndürüyoruz. Duşta bir baktım yerde şampuan kutusu var, küçük bir şey üzerine karanlıkta baktım İbranice yazıyor. Vay dedim be Can’a bak hem yok diyor hem memleketten kendi şampuanıyla yıkanıyor dedim. Meğerse o da bir gün önce girip şampuana vay Ermenice yazıyor abime bak işte Ermeni falan diyor da gidip memleketten şampuan getirip yıkanıyor demiş. Birbirimize bilenmişiz, sonra tabi patladık gülmekten. Şampuana bir baktık “made in japan”

 

 

Kısa Sorular:

 

Tiyatro: Yapamayacağımı düşündükleri şeyi kendim tasarlayorum ve şu an kendi oyunlarımı yazıp oynuyorum.

 

 

Motosiklet: Paraşütten daha fazla korktuğum bir araç, çok tehlikeli bir alet, çok akıllıca binmek gerekiyor.

 

 

Yükseklik: Çok korkarım ama korkularımın üzerine gidiyorum.

 

 

Kurtuluş: Çok güzel bir yerdi, şimdi nefret ediyorum.

 

Çarşı: Çocukluğum geçti yanlarında, bir ara koptuğumu düşünüyordum ama şimdi tekrar beraberim. İçinde tanıdığım için çok mutlu olduğum çok arkadaşım var ve ruhuna teşekkür ettiğim, iyi ki de taraftarı olduğumu söyleyebilirim rahatlıkla.

 

 

Rock: İyi ki dinleyebilecek bir kafa yapısına sahibim. Bir popçu olmadığım için çok mutluyum.

 

 

 

Ünlü olup da sevilmeyedebilirsin. Büyük bela yani gidecek yerin olmaz. Sevilerek ünlü olmak bu işin en güzel yanı. Ünlü olmak bana çok özel gelmez. Kişiye özel gelmiyor, karşısındakine özel kılıyor. Ben ünlü oldum sen çok değiştin deriz biz mesela, albüm çıkarttın çok değiştin derler mesela. Ben ünlü oldum siz çok değiştiniz.

 

 

Fotoğraf albümü çok yakında eklenecek…

About the author

LUYS_Admin

Luys Magazin Gazetesi Ana Hesabıdır.