Hem görselliğe hem de edebiyata sahip olan “tiyatro”ya aşık oldum

Röportaj: YerazOlgundemir

İngilizceden Çeviri: Serena Elvan

 

Üst Başlık: Ressam, Yazar, Yönetmen VaheBerberian,

Başlık: Hem görselliğe hem de edebiyata sahip olan “tiyatro”ya aşık oldum

 

Spot: hem müziğe, oyunculuğa, görselliğe hem de edebiyata sahipti ve sonunda anladım ki bütün sanat dalları birbirini tamamlıyor.

Spot: “Baba ve Oğul Adına” ismiyle yayımlan kitabımda, Hollywood’da yaşayan Ermeni bir öğretmenin, Hrayr’ın hikayesini anlatıyorum.

Spot: “Yerevan’da 3 Hafta” filmin senaryosu, yaklaşık 20 yıl önce çok yakın arkadaşım olan NarbehNazarian’ın Ermenistan’da bir film yapma fikrini ortaya atmasıyla yazılmıştı. O dönem ismi farklıydı ve o proje hiç hayata geçmedi.

Spot: “Yerevan’da 3 Hafta” filmini çekmek için üç ay boyunca Erivan’da yaşadık ve söylemeliyim ki bu şehre bayıldım ve filmi çekerken yaşadığım bu tecrübe harikaydı.

Spot: Gelecek yılın daha iyiliksever ve daha hoşgörülü olmasını istiyorum.

Spot: Yeni bir roman ve tiyatro oyunu yazıyorum, başka film projeleriyle ilgili görüşmeler yapıyorum. Ayrıca son yaptığım çalışmalarım için bir sergi planlıyorum.

 

Sanatla iç içe geçmiş bir portre… VaheBerberianBeyrut’tan Amerika’ya uzanan esprili, yaratıcı ve dolu dolu bir kişilik…Amerika, Kanada ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde açtığı sergilerle sanatseverlerle buluşan, yazdığı kitaplarla çeşitli dillerde okuyuculara ulaşan ve kısa zaman önce “Yerevan’da 3 Hafta” filmiyle sinemada izleyiciyle buluşan Berberian’laçok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Sanatın kendisi için birebiriyle harmanlı, tek bir noktada buluştuğunu ifade eden Berberian, hikayesini, filmini ve gelecek planlarını Luys’a anlattı.

Vahe Bey, öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizin gibi özel bir sanatçıyla bir araya gelmek mutluluk verici… Beyrut’tan Amerika’ya uzanan bir hikaye sizinki… Hayat hikayenize baktığımızda, küçüklüğünüzün geçtiği Beyrut’taki evinizde sanat ve edebiyat her zaman ön planda… Bu güzel atmosferi biraz sizden dinleyebilir miyiz?

– Sanata büyük bir hayranlık beslenen bir evde büyüdüğüm içinçok şanslıydım.Tek odalıevimiz yüzlerce kitapla doluydu ve annem ile babam tam bir kitap kurduydu. Babam gündüzleri teknik ressamlıkla geceleri ise toplum meseleleri ile meşgul olan çok bilgili ve entelektüel biriydi. Annem de aynı şekilde çok yetenekliydi ve bana resimlerimde çok yardımcı olurdu. Evimizde her türlü sanat eseri mevcuttu ve hep sanat ve kültürleilgili çok hararetli sohbetler yapılırdı.

– Gazetecilik eğitimi aldınız… Medya sektöründe çalıştınız mı?

– Evet, 12 yıl boyunca Los Angeles’ta Asbarez Gazetesinde çalıştım. Çoğunlukla makaleler ve eleştiri yazıları yazdım. Gazetede çalışmayı çok sevmiştim ve bunun bir yazar için en iyi eğitim yöntemi olduğuna inanıyorum. Eğer düşünecek olursanız en iyi yazarların gazetecilikten geldiğini görürsünüz.

– Sanatla geçen bir ömür diyebiliriz sizin hayatınız için… Tiyatro, resim, edebiyat her zaman uğraştığınız ögeler… Bu üç ögeyi nasıl özetleyebilirsiniz. Sizin için ne ifade ediyor?

– Zor bir soru… Büyürken babam hep tek bir şeye konsantre olmamı söylerdi yoksa “Her işin ehli, hiçbir şeyin ustası”olursun derdi. Müziği, edebiyatı, resmi ve oyunculuğu çok seviyordum ve hiç birinden vazgeçmek istemiyordum. Daha sonra sevdiğim her şeyin tek bir noktada buluştuğunu fark ettim ve tiyatroya bu şekilde aşık oldum. Tiyatro hem müziğe, oyunculuğa, görselliğe hem de edebiyata sahipti ve sonunda anladım ki bütün sanat dalları birbirini tamamlıyor. Hepsi birbirine harmanlı ve eğer iyi bir yazar veya ressam olmak istiyorsan, diğer sanat dallarından da anlamak zorundasın. Ünlü şair LordByron’un dediği gibi “Sadece yazar olan bir yazardan nefret ederim”.Sanırım  bu düşünce her iş için geçerli.

– Ermenice kaleme aldığınız “Hanun Hor yevOrtvo” adlı kitabınız geçtiğimiz yıllarda Türkçe olarak “Baba ve Oğul Adına” ismiyle yayımlandı. Kitabınızda Beyrut’tan Amerika’ya göçmüş bir ailenin acıları ve bir baba ve oğulun hikayesi yer alıyor. Hikayeyi sizden dinleyebilir miyiz? Neydi sizi bu kitabı yazmaya iten?

İngilizce olarak da yayınlananbu kitap benim için çok değerli. Çünkü kitabı yazdığım süre boyunca Beyrut’taki savaşa karşı olan düşüncelerimi, babamla aramda olan diyaloğu, ailemin kitapla olan ilişkisini ve aynı zamanda Diasporadaki Ermeni koşullarını yorumlama fırsatı buldum. Kitap, 1980’lerde babasıylaberaber Hollywood’dayaşayan Ermeni bir öğretmenin, Hrayr’ın hikayesini anlatıyor. Baba ve oğulun dünyaları, apartmana bir hayat kadınının sığınmasıyla beraber çarpışıyor. Hikayede babamın kitaplara olan sevgisi dışındaki her şeyin bir hayal ürünü olduğunu söylemek isterim.

 

– Amerika, Kanada ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde bir çok sergiler açtınız? Resimlerinizde ön plana çıkan üslup nedir?

– Benim resimlerim çok minimalist. Onları en iyi açıklayabileceğim terim “soyut dışavurumculuk”. Resimlerimin çoğu beyazın bir çok tonunun ve kat kat dokunun olduğu monokromatik (tek renkli) çalışmalar. Aynı zamanda resimlerimde sembolizmden uzak durmaya çalışarak karalama şeklinde çok fazla yazıda kullanıyorum.

– Geçtiğimiz aylarda VahikPirhamzei ile “Yerevan’da 3 Hafta” adını verdiğiniz bir yol filmiyle izleyici karşınıza çıktınız? Filmden biraz bahsedebilir misiniz? Bu projeyi yapma fikri nasıl oluştu? 

– Filmin senaryosu, yaklaşık 20 yıl önce çok yakın arkadaşım olan NarbehNazarian’ın Ermenistan’da bir film yapma fikrini ortaya atmasıyla yazılmıştı. O zaman filmin ismi farklıydı ve bu proje hiç hayata geçemedi. Yıllar sonra arkadaşlarım HrantTokhatyan, VahikPirhamzeive ben Ermenistan’da bir film çekmek için bir araya geldik ve düşündük ki zaten elimizde muhteşem bir senaryo var. Oturdum ve senaryoyu üçümüzün karakterlerine uyacak şekilde değiştirerek tekrar yazdım. Erivan’a gidip oyuncu seçmelerini yapana kadar senaryo İngilizceydi. Daha sonra orada diğer aktörlerin de yardımıyla senaryoyu Ermeniceye çevirdik.

– “Yerevan’da 3 Hafta” komedi tarzında izleyiciyle buluşan filminizde, yönetmen- oyuncu olarak yer aldınız? Nasıl bir deneyimdi oldu sizin için?

– Filmi diğer bir başrol oyuncusu olan Vahik’le beraber çektik. Bu görevi beraber yapmak hem oyunculuk hem de yönetmenlik işini bizim için kolaylaştırdı. Filmi çekmek için üç ay boyunca Erivan’da yaşadık ve söylemeliyim ki bu şehre bayıldım ve filmi çekerken yaşadığım bu tecrübe harikaydı.

– Sanıyorum, katıldığı festivallerde oldukça beğenildi…

– Aslında, montaj sürecinde yaşadığımız gecikmeden dolayı bir çok önemli festivali kaçırdık. Biz de bir sonraki yılınfestivallerinibeklemeyip vakit kaybetmek istemediğimizden dolayı filmi gösterime soktuk. İlk gösterimi Erivan’da daha sonra Los Angeles’ta, Kanada’da, Avusturalya’da ve son olarak da Beyrut’ta yaptık. Şimdilik film çok iyi gidiyor.

– Yakın zamanda yapmayı planladığınız projeleriniz var mı?

– Çok fazla. Nereden başlasam bilemiyorum. Şuan son monoloğum olan “Yete” (Eğer)ile turdayım. Aynı zamanda seneye yapacağım yeni monoloğum üzerine çalışıyorum, yeni bir roman ve tiyatro oyunu yazıyorum, başka film projeleriyle ilgili görüşmeler yapıyorum. Ayrıca son yaptığım çalışmalarım için bir sergi planlıyorum.

– Noel ve SurpDznunut için mesajınız nedir? Okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

– Gelecek yılın daha iyiliksever ve daha hoşgörülü olmasını istiyorum. Umarım Ermenistan’daki sosyo-politik durum yeterince ilerler ve hepimizi Ermenistan’ı bizim ilk evimiz olarak benimsememize teşvik eder. İnanıyorum ki bu mümkün. Son olarak her zaman söylediğim şeyi tekrarlamak istiyorum, “Ermeni olmak çok havalı, modern ve seksi bir şey ve bizim bunu kabullenip bundan zevk almamız gerek”.

– Vahe Bey, bu çok özel röportaj için çok teşekkür ederiz.

– Teşekkürler benim için bir zevkti…

About the author

LUYS_Admin

Luys Magazin Gazetesi Ana Hesabıdır.