Şenol Güneş ile Özel Röportaj

Röportaj Aram Kuran
Fotoğraflar: Alişirin Gültekin

TÜRK FUTBOLUNUN TARİH YAZAN İSİMLERİNDEN ŞENOL GÜNEŞ’TEN FUTBOLCULARA, ÖĞRETMENLİK UNVANINA YAKIŞIR ALTIN BİR ÖĞÜT:

İŞÇİ GİBİ ÇALIŞ, USTA GİBİ DÜŞÜN, RUHUNU VER…
SONUNDA SANATÇI YANİ YILDIZ FUTBOLCU OL

(Spotlar)

1- Başarıları sizi şımartmadan taşırsanız, başarıyı büyütebilmek için çok çalışırsanız mutlaka bir yere geliyorsunuz.

2- Ben durup dururken tesadüfen antrenör olmadım. Futbolu bıraktım, antrenörlüğe başladım. Ben hazırdım zaten!

3- Aras çok zeki, çok teknik bir futbolcu!

4- Aras’ın oyun zekası da çok iyi. Hem santraforda hem orta sahada oynayabilecek bir isim.

5- Hrant Dink öldürüldüğünde, ben Kore’deydim. İstanbul’a geldiğim zaman Bakırköy’deki evine baş sağlığına gittim.

6- Sahamız topraktı. İdman yapacağız ama Almanya’dan gelen o eldivenleri parçalarım diye Zonguldak işçilerinin eldivenini aldım.

7- Çalışırken işçi gibi, düşünürken usta gibi olacaksın…. Bu da yetmez, bir de ruhunu vereceksin! O zaman sanatçı yani yıldız futbolcu oluyorsun

Hocam, öncelikle bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz. Tekrar hem Avrupa’da hem de Süper Lig’te başarılar diliyoruz. 1979 yılında Trabzonspor kalesinde bir rekora imza attınız. Ve halen de bu rekor kırılamadı, sanırım kırılması da çok zor. (1112 dakika gol yememe rekoru) Ve aynı sezon yalnızca 6 gol gördünüz kalenizde. Bu başarının en büyük payı sizde ama takdir edersiniz ki defansla yakaladığınız uyum da çok önemliydi. Peki bir kaleci özellikle önündeki defansla uyumu nasıl sağlamalı, siz nasıl başardınız? Yetişen kaleci adaylarına önerileriniz neler?

Kalecilik öncelikle farklı bir mevkii… Yalnız adamsınız… Formanız da farklı, görevleriniz de farklı. Saha içerisinde herkesin her alanı dolaşabildiği bir yerde kaleci aynı alanda sınırlı kalabiliyor. Önemli olan sabırlı bir şekilde, çalışarak takımın bir parçası olduğunu unutmadan, ekip ruhu içerisinde görevini yapmaktır. Dediğiniz gibi savunma uyumu olmadan, takım uyumu olmadan başarı olmaz. Tabii, her mevkii kendi bölümünde; orta saha, defans nasıl önemliyse kaleci de önemli. Hepsinin birbiriyle uyumu da çok önemli. Ama önce kendine çok iyi bakman lazım, kendini iyi çalıştırman lazım. Bizim o dönemlerde başarılarımız, kendimizi geliştirmeye, işimizi sahiplenmeye ve çok çalışmaya bağlıydı. O günün şartlarının imkansızlığı, bugünün şartlarına göre çok olmasına rağmen biz çalışmayı bırakmadık, mesleğimizi sevdik ve bunun gereklerini yapmaya çalıştık.

(Ara başlık) TRABZON ŞEHRİ BİZİ KORUDU
– Yeni yetişen, daha da önemlisi sizi örnek alan kaleci aday sporcularımıza öğütlerin neler olabilir? Hocam yakından takip ettiğim ve Beşiktaş U9 takımına giren Şant Kazancı evladımızı da örnek göstererek neler söylersiniz?
Ben kalecilik eğitimi görmeden kalecilik yaptım. Hiç bir şikâyetim olmadı. Kendimi çalıştırarak geldim, bazen bana yardımcı olan hocaların desteğiyle geldim, bir de şansımız tabi. Trabzon’da çevre içerisinde şartlar bizi kontrol ediyordu. Yanlış yapma bakımından onlar engel olmuştu. Ekonomik olarak büyüme için de ihtiyacım vardı, sosyal olarak toplumda yer edinmek için buna ihtiyacım vardı. Ancak bir de futbol keyif olayıydı. Mahalle arasında keyif olarak oynadığımız oyunu profesyonelliğe geçişte de aynı keyifle yapmaya çalıştık. Karşılığında para ve unvan da gelince tadından yenmez (gülüyor)… Öyle olunca da sahiplendik bunu…

(Ara başlık) BEN HEP AYNI ŞENOL GÜNEŞİM

Tüm bu başarılara rağmen biz işimizi hiç unutmadık. Yani sonuçta ne olursa olsun, işimi iyi yapmak durumundaydım, öyle yaptım. Bugün de aynı şeyi yapıyorum. O günkü felsefemle bugünkü felsefem farkı değil. Bugünkü profesyonellik kavramlarını gençlik yıllarımda hiç bir eğitim görmeden, örnek görmeden de yapmaya çalıştım. Bunda tabii Vefa’da Erden ağabeyi kullandım, Vefalıydı Erden ağabey… O çok önemliydi… İstanbul’a geldi, bizim mahallenin büyüğüydü. Zaten onların vasıtasıyla kaleciliğe başlamıştım. Ben aslında forvette oynuyordum, öndeydim yani. İlker ağabey kaleciydi, o da santrafordu. Ben onların yaş grubuna göre daha küçüktüm… İyi oynadığım için büyüklerin kalesine geçtim, mahalle arası maçları geçtikten sonra 15 yaşında bana lisans çıkarttılar. Ergun ağabey Vefa’da oynarken yazın gelir, turnuvalara katılırdı. Benim için idoldü o zaman! O hevesle İstanbul’da ne Fenerbahçe, ne Galatasaray hiç birini görmedim. Hiçbirine hayranlığım olmadı ama hep takip ettim.

Teknik adam olarak öğretmenlik yanınız da var. Bunu da biraz açabilir misiniz?
– Tabii çok katkısı var. Bütün mesele sorunlardan şikayet etmek yerine, onları çözüm yaparak düzeltmek. Örneğin, fakirlik var… Ben 50 lira ek prim aldım, babama verdim. Çanta alacaktım, 25 lira istedim ondan… İlk param benim o! Çantam yok, malzeme taşımak için, düşün yani…Yaşım 14, idmana gideceğim. Eve para getirdim. Kendim harcamadım, babama getirdim, baba evin reisi… Daha sonra evin reisi ben oldum. Evi yönettim 17 yaşında… Ekonomik değerlerle kendimi geliştirmek zorunda kaldım, aynı şekilde eğitimime devam ettim. Öğretmen olduktan sonra, öğretmenliğin verdiği rehberlik, yol gösteren insan yapısında değerler vardı. Yani futbolun eğitim süreç biliyorsunuz ülkemizde her zaman sıkıntılıydı. Şimdi kısmen yapılıyor, daha iyi durumda yani hem tesisler hem eğitim iyi ama oradaki eğitimin bana çok katkısı oldu. Öğrenci, öğretmen ilişkileri, toplum ilişkileri, işin sosyal ve psikolojik taraflarında çok büyük katkılar… Yoksa ben durup dururken tesadüfen antrenör olmadım. Ben futbolu bıraktım, antrenörlüğe başladım. Ben hazırdım zaten!

(Ara başlık) TEK BAŞINA OLMAZ!

Bir genç oyuncu 18 yaşında hazır olabilir ya da olmayabilir. Bu yaşla ilgili değildir. Bizde Türkiye’de 25 yaşında daha hiç bir şey bilmeyen oyuncu var! Ama 16 yaşında her şeyi bilmesi gerekiyor diyoruz. Eksikler var, onun için genç yaşlarda eğitim yapılması lazım. Ama eğitim sadece teknik olarak eğitim değil, fizik olarak eğitim değil. Sosyal, psikolojik, insan ilişkileri olarak… Bütün bunların iyi olması gerekiyor. Trabzon’da yetişirken biz asfaltta, sahanın kenarında koşular yaparak maçlara çıktık. Hiç bir teknik eğitim görmüyorduk. Kaleci eldivenim dahi yoktu benim! Erhan, Almanya’dan malzeme getirirdi. Sevindik, Adidas’tan malzeme geldi diye… Ben eldiven hayatta görmezdim. Onların eldiveni yumuşak ve pahalıydı… Toplar yırtılıyor. O zaman tabii toprak saha… O zaman üniversitenin altında bir saha vardı, topraktı, idman yapacağız. Ama o eldivenleri kullanamam diye Zonguldak işçilerinin eldivenini aldım. Niye? Eldivenim yıpranmasın! Onunla top tutulur mu? Tutulmaz ama olsun! Biz bu dönemlerden geçtik. Şimdi bütün imkanlar var ama o ruhu, o yapıyı veremiyoruz. Yani şunu söyleyeyim, çalışırken işçi gibi olacaksın! Yani çalışırken işçi, işi bilmek olarak usta gibi… Hem işçilik yapacaksın hem ustalık yapacaksın . Bu da yetmez, bir de ruhunu vereceksin! O zaman sanatçı olursun, yıldız olursun. Yani işçi gibi çalışıyorsun, usta gibi düşünüyorsun bunları birleştiriyorsun, ama yetmez ama sanatçı yani yıldız futbolcu olmak için ruhunu katman lazım. Yani çok yetenekli futbolcusun, çok çalışıyorsun yine yetmez sana bir de ruhunu vereceksin ve veren yani oynatan adam olman lazım. Veren ve oynatan adam olman lazım. Tek başına olmaz! O zaman büyüyorsun. Bunları nasıl anlıyorsun? Yaşayarak geldiğimi söylüyorum. Ama bunları kitaba koyup nasıl oynarsın o başka bir şey. Teorik olarak okursun ama pratik olarak hayata geçirmen lazım.

(Ara başlık) GÖSTERMELİK İŞ YAPMAYALIM
– Hocam, biliyorsunuz Ermeni toplumunda Beşiktaş taraftarı yüzde 90’larda… Bu vesileyle sizin de eğitimci yönünüzden faydalanarak sormak istiyorum eksiklikler konusundaki önerileriniz.
6 yaşında çocuğunuz var diyelim ve altyapı için getirdiniz (ki biz 10 yaşında yapıyoruz. Onu öğrenme yaşı olduğu için kısmen yapıyoruz, göstermelik). Hafta sonu aldınız çocuğunuzu getirdiniz. Burada bir piknik alanı olsa, spor yapan çocuğunu beklese, ne kadar güzel. Bunları herkese yaptıralım. Şimdi aile hafta sonu arıyor, bakıyorum insanlar yer arıyor. Demek ki, sporla bu alanları birleştirebiliriz. Bunu sanatla da birleştir, müzik koy oraya, gösteri yap. İnsanlar, sanatçısını, sporcusunu sevsin. Bunları basit bir şekilde anlatıyorum ama biraz emek vermek lazım. Devlet bunu yaparsa, sonunda yaptığından gurur duyacak. Bunu samimi olarak söylüyorum, ben Trabzon’dayken bunu yapıyorduk ki burada da yapılabilir… Sahilde ayda bir toplanacak, vali belediye başkanı, sivil toplum örgütleri, sanatçısı, sporcusu geldi. Simit dağıttın, yürüyüş yaptın, güzel bir gün geçirdin. Bundan daha güzel bir şey yok. Öbür türlü evde otur, hükümete kız, sanatçıya kız, sporcuya kız, dedikodu yap! Toplum nereye gidiyor? Deşarj olması lazım! Sanatçı, sporcu boş iş gibi görüyorlar aslında çok önemli…

(Dördüncü manşet)

ÇALIŞMAYI BİLEN KOLAY SAKATLANMAZ

Alt başlık: Çapraz bağlar, tendonlar, kırıklar bunlar beklenmeyen sakatlıklar. Ama adele sakatlığı çalışmayla, beslenmeyle ve dinlenmeyle orantılı.

Sakatlıklar konusuna gelelim. Tesisler mükemmel, sağlık ekipleri her an elimizin altında ve futbolcunun bütün değerleri her an kontrol altında, buna rağmen takımlarımız sürekli bir sakatlık problemiyle uğraşıyor. Ligimizin sertliğimi, bazı futbolcuların yaşamlarına dikkat etmemeleri mi, ya da başka etkenler mi? Örneğin Aras’ın sakatlığı ve Caner’in sahalardan uzak kalışını değerlendirir misiniz?
Sakatlık sebepleri çok var tabii… Örneğin eskiden sakatlık sakatlıklar çok daha fazla olurdu. Sahayı düşünürsen, malzeme, beslenmeyi düşünürsen… Beslenme, dinlenme, çalışma bu üç değer olacak. Bir diğeri de müsabakalar arttığından dolayı tempolar arttığı için ona göre idman yapman gerekiyor. Şimdi ciddi boyutta sakatlanmalar var. Çapraz bağlar, tendonlar, kırıklar bunlar beklenmeyen sakatlıklar. Ama adele sakatlığı çalışmayla, beslenmeyle ve dinlenmeyle orantılı. Örneğin adamın çapraz bağı kopabilir, adamın tendonu kopabilir, kırık olabilir. Onlara bir şey diyemem… Ama ufak tefek sakatlıklarda bir iyi çalışma, çalışmayı iyi bilmek lazım, iki dinlenme, üç beslenme.

(Ara başlık) O İDMANIN BANA YARARI YOK

Futbol hızlandı, süratlendi zaman ayırman gerekir. Şimdi adam idman yaptı, çekti gitti… Şimdi ben bu idmanı çok iyi yaptığımı düşünüyorum ama adam hiç dinlenmeden, beslenmeden gitti, oturmaya, gezmeye, eğlenmeye.. O idmanın hiç bir yararı yok bana! Ona da yararı yok. Biz şimdi bunun için ne yaptık? Mesela sabah idmanı varsa, sabah 09.30’da kahvaltıya alıyorum, idman yapıyorlar çıkarken yemek yiyorlar böylece en az 2 öğün yemek yemiş oluyor. Akşam ailesiyle yediği zaman yeter bana. Bir de burada 2 saat yatıp dinlenen de var, erken giden de var. Şimdi ben bu düzeni zorlarsam da psikolojik olarak her gün kamptayız gibi düşünerek bunalacak. İkisinin arasını yapıyoruz.

(Ara başlık) ARAS ÇOK İYİ FUTBOLCU
– Benim ve tüm dünyadaki Ermenilerin de merakla beklediği soruyu size sormak istiyorum. Aras’ın Beşiktaş’a transferi, sakatlığı… Ayrıca sizi yakından tanıdığım için Ermeni dostlarınızla ilgili düşüncelerinizi almak isterim.
Elbette transferdeki rolüm çok büyük çünkü Aras çok iyi bir futbolcu. Dizindeki sakatlık zaman zaman kendini hissettiriyor. Hatta geçenlerde yine ağırsı vardı ama şu anda sağlıklı… Biliyorsunuz omuz sakatlığı sonrası çalışmalara başladı. Bir sorunu yok. Ancak onun oynadığı mevkide kadro fazlalığımız var. Aras çok zeki, çok teknik bir futbolcu. Bu engeli de aşacağına inanıyorum. Fizik olarak küçük, güçlü değil belki ama tekniği çok iyi. Oyun zekası da çok iyi. Hem santraforda hem orta sahada oynayabilecek bir isim. Çok da iyi bir insan hatta çok lisan biliyor ve takımdaki futbolcu arkadaşları onu çok seviyor. Ben de Aras’ı çok seviyorum.

(Ara başlık) HRANT DİNK’İN EVİNE BAŞSAĞLIĞINA GİTTİM!
Malumunuz ben Trabzon’da büyüdüm. Babamın evi Rum iki kız kardeşin eski eviydi… Onlardan satın aldılar. Evimizin de yanında kilise vardı, hatta kilise halen duruyor ama evimiz eski olduğu için yıkıldı. Sürmene’de Ermeni vatandaşlarımız da vardı. Ermeni cemaatinde Mıgır adında çok sevdiğim bir tanıdığım var. Kendisi kravat işi yapıyor. Hatta o zaman Trabzon’a şemsiye, kravat pazarlaması için sık sık geliyordu. Rahmetli Hrant Dink öldürüldüğünde, ben Kore’deydim. İstanbul’a geldiğim zaman Bakırköy’deki evine baş sağlığına gittim. Evden çıktığımda, arkadaşım Mıgır beni aradı, “Yaa, hocam bugün bir ziyaret yapmışsın. Hrant benim dünürüm olurdu” dedi. “Öyle mi, ne diyorsun” dedim. Söylemeye çalıştığım şey, sizinle ya da başka biriyle konuşurken, Ermenidir, Rumdur, iyidir, kötüdür asla demem! Ne ayrıcalık veririm, ne haksızlık yaparım. İnsan olmanın değeri budur. Kaldı ki, kötü insan burada da vardır, orada da… Kötüyü bir defa ayıralım, kim olursa olsun. Hiç kimse bir unvana sığınmasın. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaş olarak yaşıyoruz ve mutlu olmak istiyoruz. Ben sporu bunun için birleştirici unsur olarak görüyorum. Yani o çocuk altı yaşında geldiği zaman sen kimsin ya da ben kimim diyemez… Yok öyle bir şey. Ne zenginlik, ne fakirlik, ne makam hiç bir şey olmamalı. İşte o zaman mutlu oluruz. Aksi halde öyle bakarsan sen 1- 2 ay gelir gidersin… Ama mutlaka mutsuzluğun önünü açıyorsun demektir.

ŞENOL GÜNEŞ İLE KISA KISA..

BEN EMEK ÇALMAM
// Altyapı hocaları bizden çok daha önemlidir. Ben bunu hep söylemişimdir… Dünya kupasında da Hasan Çak senin çok emeğin var dedi, yok dedim, Karataş’taki hocanın çok daha emeği var. Tabii benim de katkım var, benim işim bu! Ama bana fazlasıyla bunu verme çünkü herkesin emeği var! Ama bizde herkes emekleri çalmak istediği için beni de öyle düşündükleri için bana da fazla pay vermek istiyorlar.

// BİRBİRİMİZİ KULLANIYORUZ
Siz altyapıya önem vermiyorsunuz ama gelen adamdan önem versin istiyorsunuz. Bizde oluyor aslında. Örneğin Engin, Fenerbahçe’ye antrenör olarak getiriyorsunuz ama sizin dediğinizin olmasını istiyorsunuz. Öyle bir şey yok! Sen benden bir şey istiyorsan, onun gereklerine katlanacaksın. Bizde öyle değil, biz hep birbirimizi kullanmak için uğraşıyoruz.

HOLLANDA ÖRNEĞİNE BAKIN
// Hollanda’da Johan Cruyff’la tanışma imkanım oldu. Kendisinin başkanlığında Cruyff Vakfı’nı kurmuşlar ve doğan tüm kız ve erkek çocuklarına lisans verelim diye düşünmüşler. Ajax kulübü olarak 6 yaşına gelen çocuklar seçmelere almışlar ve bunu uygulamaya koymuşlar. Başarılı olanları ve yeteneklerine göre sınıflandırıyorlar.

15 YAŞINDA KARAR VERİLMEZ
// Siz 6 yaşındaki çocuğunuzu, baleye ya da spora gönderdiğinizde sadece spora ya da sanata göndermiş olmuyorsunuz, onun fiziğini de değişiyor, davranışı değişiyor. Bunların hepsi eğitim! O yüzden olmazsa olmazımız var. Biz de şöyle düşünüyor; çocuk 15 yaşında, çok güzel top oynuyor, tamam bırak okulu bırak. O da yanlış.

About the author

LUYS_Admin

Luys Magazin Gazetesi Ana Hesabıdır.